tanık
10/5/2008 · Kategori: yagliboya resimler
Sonra İstersen Bırak Beni/Tuğrul Keskin
10/5/2008 · Kategori: siir
fail-i meçhuldür kanımız
ey şehrin tutulan ay'ı
karanlığın
nasıl benziyor karanlığına dünyanın
kör ve beyaz
şeytanın defterindeki lanet
bulaşıyor şehrimize
kimliksiz dolaşıyor cinnet
ona açılan pencereleri kapatın
sürgüleyin kapıları
ne ki
eflatun renkli kadınlar
kaldırımdan
geçiyorlar işte
simsiyah çarşafları
bırak beni
soluğumun rüzgardan atları koşuyor
tutayım
yağmurda ıslanıp zatülcemp olayım
bırak beni
şaşkın sevgililer
saçak altlarında üşüyor
yağmurun ihanetine bir anlam bulayım
bırak beni
temiz denizlere bulaşmış balıkçı
teknesine tutunayım
yoksa şehirlerim yanacak
içinde muş'un olduğu
toprağın altındaki solucan
üstündeki koza yanacak
ve bir enkaz bile kalmayacak
kül olan şiirlerden
bırak beni yar
yarın kıyısında kör bir kuşum
kartallara terk etti kavmim her şeyimi
ne bir anı
ne albümde fotograf bırakacağım
her şey bedenimin içinde
uçurumlar alacak bedenimi
yaşadıklarımdan uzaktayım tut,
sonra istersen bırak beni
düş mü?
7/5/2008 · Kategori: yagliboya resimler
daha önce sessiz sayfaya eklediğim bir resim ancak üzerinde oynamaya devam ettim son hali bu tekrar değişir mi? bilemiyorum..
kendi kendime
7/5/2008 · Kategori: yazilar
Sahi çok uzun zaman oldu nerelerdeydim.göremedim kendimi
nasılım iyimiyim?
bu arada mevsim değişti,bahar oldu görüşmeyeli
özledim mi beni...
Zülküf büyüdü kocaman tekir oldu...
Yetmiyor artık tavuk kanadı..arada kıtırlarından da götürüyor doymuyor.
Bütün işi gücü sokaklarda serserilik yapıp dişi kedi peşinde koşmak.
Arada eve gelip tıkınıp uyuyor..arada sevgisini de eksik etmiyor benden
on dakika kadar dalıyor saçlarımın arasına..mırrr...mırr
Ne kadar değişmişim bu arada
bir kaç çizgi daha eklenmiş göz altlarıma..
moralimi bozmak istemiyorum ama
rengim de pek bir solmuş
Neden böyle oldu...
Sahi hangi yaşın içindeyim...hangi yaşamı seçtim..
"İnsan seçtiğini yaşar"derdim
en koyu savunucularındandım bu sözün
elimi kolumu bağlayan nedir
???
Tabii ki benim...
sessiz kalmamın nedenini anlayabiliyorum
kendimden başka kızılabileğim hiç kimse yok
En ağır cezalara ben çarptırdım beni...
.........
neyse arada bir gelirim kendime
hoşbeş ederiz...
iyi bak kendime...
bimez miyim hiç/Edip Cansever
5/5/2008 · Kategori: siir
Bilmez miyim hiç bütün bu sözler ne der ona
Bu sözler ve bu sözlerin içinde çırpınan uzaklıklar
Dolaşıyorum bir başıma, ortalıkta kimsecikler yok
Kıyılar da bomboş, kır yolları da
Soluğumu duyuyorum ara sıra, bir onu duyuyorum
Duymuyorum belki de, biliyorum yalnızca
Ayaklarımın altında yaban naneleri, kekikler
Yol kenarında bir kapı, tahta
Peki, kim yitirmiş evini, ya da
Hangi yitikle yok olmuş o yapı
Kimbilir
Vuruyorum yokuş aşağı, kıyıya
Bir taşın üstüne oturuyorum
Ben oturur oturmaz
Çıkıyor kuytularından bütün görünümler
Ve ufak bir oyun oynuyor bana doğa
Alıp alıp götürüyor gözlerimi bıkmadan
Kısalıp uzayan bir çift yılan balığını andıran gözlerimi
Güneşin şavkından yuvarlanan çakıllara
Tam o sıra bir vapur yanaşıyor iskeleye
uzun sürecek bir sonbahar taslağı gibi
Denize yeni sürülmüs bir tarlaya benziyor, uyanık, diri
Ve işin tuhafı bense
Alışıyorum gittikçe
Her gün bir parça daha alışıyorum yalnızlığıma
Ürperiyorum bir ara arkamdaki ayak sesinden
Ve bu yüzden mi bilmem
Durup bir süre çevreme bakar gibi yapıyorum
Sürüyle kus havalanıyor defnelerin içinden
Sürüyle, evet, hatırlıyorum birden
Nicedir unutmuşum saymayı bile günleri
Dağılıp gitmişler herbiri bir yana
Kuşlar gibi, onlar da
Benimse ne gidecegim bir yer
Ne de özlediğim bir şey var
Öyleyse neden yazıyorum bu sözleri ona
Bu biraz sevdaya benzeyen, biraz da sevdasızlığa
Böyle gelişigüzel, böyle kırık dökük
Sanki hiç kimselerin kullanmadığı bir gün kalmış bana.
Uzun bir cumartesiyi hatırlıyorum, saat on iki
Dalıp gidiyorum, düsünüyorum da, saat on iki
Bir sigara yakıyorum, bir kağıda bir iki dize yazıyorum
Yerini iyi bilen, onurlu bir iki sözcük daha
Ama hiç kımıldamıyor, akrep de, yelkovan da
Yani tam böyle birşeye benziyor zaman
Yılgın ve çarpıcı renkler içinde pek kımıldamayan
Çıkageliyor sonra, saat on iki.
Anlıyorum
Yaşam elbette uzun biz duyabildikçe sevgiyi
Yalnızca bunun için uzun
Yani sevgiyle de sevebilir insan, sevdayla da
Örneğin
Bir sevgiyi yontup onarmak için
Döğüşmek de sevgidir
Ve benim bildiğim kadarıyla
Her şeydir bir insan, her şeydir
Yalandır kısalığı yaşamın
Ve özellikle insan dediğimiz şey
İnançli bir insan soyunun parçasıysa.
Sonunda başbasa kalıyoruz gene
Başbaşa kalıyoruz doğayla ben
İşte az önce yağmur da başladı, cumartesi günlerden
On temmuz cumartesi
Bir vapur daha kalkıyor iskeleden
Ve yağmur hızlanıyor biraz
Uzanıp yatsam diyorum otların üstünde çırılçıplak
Tam öyle yapıyorum
Şimdi yağmuru seviyorum,
şimdi yağmuru seviyorum, yağmuru seviyorum.
isimsiz
4/5/2008 ·
sevmek/Sali
4/5/2008 · Kategori: yazilar
Hayatı anlamanın temel taşı.
Yokoluş duygusunun acılı serüveni.
Yüklemek ilkel bir kayığa birikimlerinden arındırdıklarını,
seyretmek bir başına kıyıda.Acılı,yaratıcı yalnızlıklarda gideni.
Ağlamak gideni seyrettiğin deniz kadar gözlerinde.
Sevmek;ağulu çiçek.Taşıdığını anlatamamanın bedeli.
Koyu grilerde biribirine benzeyen her şey.
Yapay mutluluk sunar bir gece sabaha kadar.
Gün ışır, geride kaçtığın kalır.
Mutsuzsun.
Geriye döner bakarsın aradığını,çok zaman yoktur düşlediğin.
Şimdi tek başına acındasın.
Tüm özlemlerin yaşama dair olmadığını anlar,
kızıl bir ışıkta yok olup gitmek istersin.
Oysa ne ışık ne gitmek vardır.Kalırsın olduğunca.Sahte yaşamdasın.
Bir de korkuların gitmeyendir.
Dolu bir kadında doğan çocuk olacaksın umudu,yaşatır insanı
yeni bir gelecek kadar.
Sular belirsizlikte ve vadi beklemededir.Yokluğun kuruluğu dumansız
öykülerdedir.ıssız dağların bulut suları gözlerinden akandır.
Bugün ve Bugün /Özdemir Asaf
3/5/2008 · Kategori: siir
Hele sen de bir bak hayatına. Daha dün doğmuşuz sanki Yeni okula başlamışız Yeni sevmişiz Öyle çabuk geçiyor ki günler Hele sen de bir bak hayatına Yarın bitecek sanki her şey Yarın ölecek gibiyiz. Daha doymamışız yaşamasına Günlerimiz dün bir, bugün iki Sakın bir şey bırakma yarına Yarın yok ki. |
Özdemir Asaf |
« Önceki :: Sonraki »









